Lonely Drifter Karen Casablanca

Tam Seyirlik Hiç Tatava Yok »

Bugün bizimkileri dişçi için şehire getirdim, sıkkınlıktan  arabada radyoyu açtım, frekansı 93.6.. Radyonun adını bilmiyorum, grubun anonsunu yapıldı, şarkı geldi, büyülendim.Ses büyüleyici. Grubun adı Lonely Drifter Karen, tam karşılığı “Yalnız Gezen Kardinal” (Gökyüzünde yalnız gezen kardinal espirisi aklının ucundan bile geçmesin)

Bu şarkının adı da Casablanca.

Etiketler:, , , ,

Bir Neslin Baktığı Yer ; Çanakkale

Tarihi Bakış 1 Tatava Var »

18 Mart 1915 Çanakkale ; bir devrin battığı, şimdiki neslin de “Orada nolmuş ki” diye baktığı yerdir.

Çanakkale ; her 3 haneden birinin şehit bıraktığı yerdir..

Çanakkale ; kısa yaşamların, ardındakilere uzun yaşam yaşama olanağı sağladığı yerdir.

Çanakkale ; imkansızlıkların, bir milleti kenetlediği yerdir.

Çanakkale ; aklın,vatanseverliğin,birliğin,imanın tavan yaptığı yerdir.

Çanakkale ; devlet erkanının senede bir kez uğradığı yerdir.

Çanakkale ; adını duymadıkları yere  savaşa gitmiş kandırılmış yabancıların harcandığı yerdir.

Çanakkale ; bıçağın kemiğe dayanmadığı, kemiği delip geçtiği yerdir.

Çanakkale ; mezarı olmadan yatan yüzbinlere, milyonların Fatiha okuduğu yerdir.

Çanakkale ; çökmüş bir imparatorluğun, tarih sahnesinden çekilirken verdiği son dersin çıkış zilini çaldığı yerdir.

Çanakkale ; bir devrin battığı, şimdiki neslin de “Orada nolmuş ki” diye baktığı yerdir.

Etiketler:, , , ,

Doktor Yazısının Sırrı Üzerine

İspitçilik 4 Tatava Var »

Evet, efendim! bizim tabiplerin ve eczacıların yazıları niçin bu kadar kötü, yani okunaksız? Tabii ki bunun içine herkesi dahil etmiyorum, bir kısmının yazısını bu işle haşır neşir olan zevat pek ala okuyabiliyor fekat onların okumasının vatandaşa faydası dokanmıyor ki!

Hadi diyelim ki bazıları sol eliyle yazıyor -solakların yazıları genelde kötüdür- abim de solak olduğu için iyi bilirim. Bir kısmını da yazma engelli diye tesmiye edebiliriz, geriye kalan kısmı ne olacak peki?.

Efendim TUS sınavı diye adlandırılan her babayiğidin geçemediği bir imtihan vardır netekim. Bu imtihana uzman olmak isteyen adaylar girmekte ve kendisini aylarca bir odaya hapseduben say u gayret edüp netice almaktadır. İşte bu imtihan da güzel yazı kısmı da olmalı ve bu kısmı geçemeyen adaylara uzman doktor unvanı verilmemelidir acizane kanaatim. Çünkü birazcık mürekkep yalamışlığım var, ben dahi doktorların reçete üzerine yazdıkları yazı ile eczanelerin ilaç kutusuna yazdıkları yazıyı eksik harfleri gözlerimle tamamlayarak okuyabiliyorum. Ya bir harfini yanlış tamamlasam hafazanallah. Ne cennetiydi orası?

Bizi geçelim, biraz okuması kıt olan kimselere ne demeli? Ben hatırlıyorum çocukken, babaannemin annesi rahmetlik bazen aldığı ilaçların üzerinde günde kaç defa atılmasına dair yazıyı sorardı. Yahu ilkokuldayım ve okuma yazmayı iyi bildiğimi ispatlamak için o yazıyı okuyana dek anam ağlıyordu bilader. Bir âdem bir başkasına yapar mı bu zulmü?

Diğer yandan hadi doktorlar biraz kötü yazdı, sonuçta eczaneye gidiyoruz, onlar doktorların yazılarına aşina ve ilaçların isimlerini az çok hatırlıyorlar. Bu ara bizim bir Feyzullah vardı lisede, kısaca Feyzo derdik ve notları iyi olmasa da eczane kalfalığını iyi yapardı, bir çok ilacın ismini eczacıdan iyi bilirdi. Bu gibi sebeplerle doktorların yazıları bir türlü okunamıyor deyü bir varsayımı elimizde tutalım. Tutalım ki az sonra başka yerde kullanacağız. Nitekim işte kullanıyorum; varsayımların aksi mümkündür. Bu durumda bazen reçete yanlış okunduğu için yanlış ilaçları kullanarak derdine çare arayan hastalar bilirim. Bir de doktorları taklit ederek, ilaç kutusunun üzerine yazacağı iki kelimeyi karmaşıkça yazıp dozaşımına sebep olan eczacılar bilirim. Yahu bilader, çok mu zor? “günde iki, akşam bir sabah bir” yazmak. “Tok karnına” ibaresini de unutmayalım bu ara. Ben unutsam da eczacıların unutmaması lazım, midemizin delinmemesi için.

Sinirlendim şimdi. Sağlık Bakanlığına da dokundurmak lazım. Bizde, diğer bir çok emtianın yanında ilaç gibi elzem şeyler de dışarıdan getirilir. Dolayısıyla kısmen o ülkelerin dillerine ilişkin kelimeler, kısmen Türkçe karşılığı hiç bulunamayan (ne hikmetse) bazı Latince tıp terimleri var. Sağlık Bakanlığı her hasta olanın Latince bilmesi gerektiğine kani ki, ilaçların kullanma talimatlarını ve uyarılarını bir türlü Türkçeye çevirmiyor. Endikasyonlar, ne ki gadasını aldığım!

İşte böyle bizim halimiz. Bir de hasta olanların, doktora gitmeden komşunun ilacını kullandığını, gözlüğünü işportacıdan aldığını, diş protezini kapıdan pazarlamacılara yaptırdığını bilirim de, başka bir yazıya kalsın efendim. kalın sağlıcakla…

Not: bazı kelimeler veya harfler eski dilde yazılmış olabilir, yanlış da olsa tıbbi bir zararı olmaz sanırım…

Fazladan Not: Bu yazı bana değil, eski üniversitemden “lokman hekim” rumuzlu bir hocama aittir.

Etiketler:, , , ,

Hayat Oyunları

Leyla'dan Mevlaya 1 Tatava Var »

Derin bir nefes çekti, soluduğu hava dolaştı yavaş yavaş içinde, ürperdi.İçindeki boşlukların bir an için dolduğunu hissetti, sonra yine o anlam veremediği boşluk.Bir anlık bile olsa tam olduğunu hissetmek güzeldi.Keşke hep böyle tam olabilseydi.O zaman eksik olanı bulmak için ona her sunulanı kayıtsız,şartsız kabul etmezdi belkide.Her kaybolanın ona ait olduğunu kim söylemişti ki? Öyle zannetmişti.Zannetmek hakikat değildi ama her zaman.

Denizin dalgaları oturduğu kayaya çarpıyor,  çarpmanın etkisiyle su damlaları hafifçe yüzüne dokunuyordu.Burada oturmayı seviyordu, 3 senedir geliyordu aynı yere.Kendini bulabildiği tek yerdi burası.

Sahilde yürüyen insanlara baktı.Gülümsüyordu kimi,kimi hüzünlüydü…Eşit mesafeden bakıyordu her birine.Hepsine karşı nötrdü.Göründüğü kadarıyla neşeli,gülümseyen insanlar mutluydu…“İşte karine budedi, yansıttığımız ne ise oyduk.Güçlü,umursamaz,mutlu,sadık,güvenilir…’Şanslıydık galiba,içimizi görebilen yoktu.Aksini iddia edenler ise ancak onları tanıyanlar olabilirdi.Peki bir insanı tamamen tanımak mümkün müydü? Bir parça mümkün ama çok zor  dedi.Gizlediğimiz,sakladığımız,kimsenin bilmesini istediğimiz yanlarımız vardı.Sır denilen şey bu olmalıydı,ikinci bir kişinin bilmediği,paylaşılmayan…Sırlarımız vardı tanınmamak için.Garipti ,insan bir yandan tanınmak için delicesine arzu duyarken bir yandan tanınmamak için mücadele veriyordu…Zamanla da orantılı değildi tanımak.1 yıl geçsede 20 yıl geçse de seni tanıyamamışım seni diyebiliyorduk karşımızdakine.

Yerden bir taş alıp ayağa kalktı,güzel bir hareketle fırlattı,taşın sekmelerini izledi sonra suya girişini.Tekrar oturdu.Hafiften yağmur başlamıştı,denizin boşlukları doluyor olmalıydı,buna sevindi.

Onu düşündü,nefretle doldu içi,evet nefret ediyordu ondan.Farklı olduğuna inanmıştı,rol yapamayacak kadar gerçekti çünkü…İstemesede görebiliyordu içindeki kırılgan çocuğu…Cam bir kalbi korumaya çalışan bir kalkandı tüm hırçınlıkları.Bu yüzden sevmişti onu,en çok inandığı gerçekti.Tanıdığımı zannetmişim dedi…Unutmuşum maskelerimiz olduğunu…İstemeden hayranlık duydu ona ne güzel oynuyordu rolünü.Gülümsedi acıyla…Yıllarca bir oyunda sahne aldığını yeni öğreniyordu.

Yansıtılana o kadar inanmıştı ki aksinin varlığını unutmuştu.Hayat bildiği ama hissetmediği bir duygu daha koyuyordu kalbine usulca, aldatılmak ve bıraktığı bir duyguyu da usulca alıyordu, güven….İtiraz etmedi gidişine bir arada kalamayacaklarını biliyordu.Alışveriş bitmişti.Kârını ya da zararını hiçbir zaman bilemeyeceği bir alışverişti bu.Hayat tanıdığı en acımasız diktatördü…Saate baktı,az sonra buluşacaklardı.Yıllar önce bir daha dönmemek üzere evden çıkarkenki his kapladı içini,bu işini kolaylaştıracaktı.Birçok kez olduğu gibi…Yere eğildi maskesini aldı…Güçlüydü…

Not: Bu yazı bana değil, site müdavimlerinden “kalender” e aittir.

Etiketler:, , ,