| |
Ara 30
Giyim-kuşam konusunu epeydir düşünür ve belli başlı kalıplara epeydir anlam veremezdim ama yazmak bugüneymiş..
Neden kıyafetlere anlam yüklüyoruz?Açıklayıcı olmadı mı sorum?Neden takım elbise giyen Bülent Bey daha bir ciddi,saygılı,işine çevresine önem veren biri olarak algılanıyor da,eşofman giyen Tamer lakayit biri oluyor?Yani bu yargıya bizi vardıran nedir?
Kafanızda bir olay canlandırmaya çalışıcam..Siz patronsunuz,gazeteye ilan vermişsiniz,eleman alıcaksınız,kapıdan 2 kişi giriyor,biri Bülent Bey’imiz biri Tamer kardeşim..Tamer kardeşim çekmiş üstüne “Naykk” eşofmanları (ama eşofman takımı da harbi güzel,bi de ilk alındığında yeni yeni kokar be,ıhımmm,neyse) Bülent Beyimiz de giymiş jilet gibi takım elbisesini..Buraya kadar tahayyül edin..Şimdi kafanızda şöyle bir düşünce var mı; Ulan “iş görüşmesine mi gelmiş,halı saha maçına mı gelmiş belli değil” Eeee Tamer’cim biz seni arıycaz,Bülent Bey’cim şöyle geçelim..Merak ettiğim şudur,takım elbisenin bir ciddiyet göstergesi olduğuna kim karar verdi ulan?Böyle bir komisyon mu kuruldu?Uluslararası antlaşmalar mı yapıldı?Tamam bu bir teamül olmuş,kabulumdur,ancak kökü pek de geçmişe dayanmayan bir teamül,kaç senelik geçmişi var ki takım elbise-gravatın?
Devlet dairelerinde çalışanlara neden kılık-kıyafet yönetmeliği uygulanır mesela?Memur olmayı becerebilmiş,yani sonuçta bir aşamayı geçmiş olan kişi,nasıl giyineceğini bilmemekte midir?Memur olmadan önceki hayatında don-atlet gezip memur olduktan sonra “vayy ulan,yönetmelik olmasa,mal gibi gezinicekmişim” diyen var mıdır?Önemli olan devlet memurunun iş performansı değil midir?Burda tabi ki, “anam,ben sıcağa gelemem anadan üryan çalışırım,benden böyle performans alırsınız” diyenlere izin verilsin demiyorum,ortak bir payda elbet olacak,ki bu ortak payda da genel ahlak kurallarıdır..
Toplumdaki şu “takım elbise” iyi giyinmenin göstergesidir imajının yıkılmasını çok isterdim..Kimin nasıl giyindiğinin ne önemi var,bir takım elbise ortalama 250 ytl,ne yapar ne eder alırsın bir şekilde..Kimin nasıl giyindiğinden çok,kimin ne iş yaptığının önemi var..Takım elbiseliler hortumlamadı mı ülkeyi?Mafya hep takım elbise giyerdi di mi?Yaa,yaa..!!!
Saygılar bizden efenim : )
Etiketler: eşofman, iş görüşmesi, kıyafet, youtube
Ara 25
Ben de şöyle bir hissiyat hakim gündüzleri;günün akışı içinde ölüm fikri hiç aklımdan geçmiyor..Oysa gündüz dışarıdayken ölme ihtimalim,gece evde otururken ölme ihtimalimden daha fazla,ne biliyim,gündüz araba çarpar,belediyenin açtığı çukura düşebilirim,kopan elektrik kablosuna kafa atıp ölebilirim,bir maganda kurşununun adres sormaması sonucu “niyazi” olabilirim ama gece evde,aklıma gelen bi deprem bir de yangın..İşte buna rağmen gündüz ölmezmişim gibi geliyor!
Siz de durum nasıl?
Gece olunca,hali ruhiyetim değişiyor,özellikle yatağa girdiğim vakit ve uyuma arasında geçen sürede şöyle bir günün vicdan muhasebesini yapıyorum,ölüm fikri belirginleşiyor kafamda,istesemde istemesemde..
Peki bu gece ölücekmişim hissinin tam sebebi ne acaba?Neden böyle algılıyorum ya da algılıyoruz?Gecenin yaptığı karanlık çağrışımının,kabirdeki karanlıkla eşdeğer olması mı?Karanlık fobisi diye bir şey var,bunun sebebi ölümü çağrıştırması mı,yoksa etrafında olup biteni göremeyecek olmandan kaynaklanan huzursuzluk mu?Bilmiyorum…
Bir düşünün,gündüz vakti simit alırken,hiç aklınıza ölüm geldi mi?Ama eminim gece vakti gelmiştir..O zaman bunun sebebi,gündüz vakti hayatın akışı içerisinde yapılacak işlere odaklanma olabilir mi?Yani düşünmemek,görmezden gelmek,ölümü,öleceğini görmezden gelmek..
Garip bi durum bu,belediye hoparlöründen falan oğlu falan kızı kişinin öldüğünü ve cenazesinin şu gün kaldırılacağını duyarsın..Ne hissedersin o an,eğer o kişiyi hiç tanımıyorsan?Bir şey hissetmiyorum ben,hislerimi dürtükleyecek bir şey bulamıyorum,üzülemiyorum hiç tanımadığım adını dahi duymadığım bir kişinin ölümüne,bu durum ya,ölümün bir doğa kanunu olduğunu kabullenmemden,ya da??Ya da bu ölüm haberini duyabildiğime göre “halan hayatta olmamdan doğan sevinç olmasın” ???
Ama bakın ölüm şekline göre de şekilleniyor üzüntü veya sevinçler..Kanser hastası bir yakınınızın ölümüne “çok çekmedi.kurtuldu” diye sevinebiliyorsunuz ya da daha 16sında beden eğitimi dersinde kalp krizinden vefat eden bir gence “hayatının başında” vefat etti diye üzülebiliyorsunuz…
Algılamaya göre herşey..Hayat o kadar kısa ki,yaptığın şeyler,yapamadıklarının yanında bir nokta olabilir ancak..Ve sen bir nokta kadar eyleminle kapıyacaksın gözlerini ve bir nokta kadar olan eylemlerinle hatırlanacaksın ve bir nokta kadar olan eylemlerine son noktayı koyacaksın..
Biliyor musun,bazıları son noktasını koyduğunda şimdiye kadar ki en büyük iyiliğini yapar dünyaya!!!
Etiketler: gece, gündüz, hüzün, ölüm, ölüm aklımdan bile geçmiyo
Ara 24
Bu bayram köyüme gittim.Salonda soba yanıyordu.Sobanın sizin üzerinizde ne gibi bir geçmişe döndürme etkisi var bilmiyorum,ama bende oldu..Dışarısı soğuktu,sandalye çektim sobanın yanına,oturdum ve bacaklarımı yanmayacağı mesafeye kadar sobaya yaklaştırdım,sobanın ısısı bünyede garip tepkimelere neden oldu..Bilmiyorum ama bu soba farklı bir şey,kalorifer gibi değil,ufo gibi hiç değil,daha bi güzel,ısısı farklı bir ısı,ana kucağı mı desem baba ocağı mı?Abarttım mı?
Sobanın ısısıyla yavaş yavaş gevşerkene,aklıma ifakkene,sobanın benim için bir oyun aleti olduğu aklıma geldi,siz de şunu yapar mıydınız mesela?Soba harıl harıl yanarken,sobanın üstüne ifak ifak tükürük tanecikleri yollardım ve “casss,cossss,” gibi çeşitli efektlerle o tükürük tanelerinin kayboluşunu hayranlıkla izlerdim..(Iygghhh çok iğrenç demeyin,yapan vardır eminim,hem ifaktım)Sonra aklıma,kibritin ucundaki yanıcı maddeleri ufalayıp sobanın üstüne attıktan sonra “pıtı pıtı pıtırtt” diye yanmasını izlediğim geldi.
Gecenin 2sinde 3ünde ablam abimle soba üzerinde (benim muhtemelen bi kaç saat önce tükürdüğüm soba üzerinde) ekmek kızarttığımız aklıma geldi..Sonra sobanın değişmez aksesuarı olan “güğüm” aklıma geldi..Ya bu güğüm kimin buluşudur,bu ne yaman bir buluştur,çay mı demliyceksin,su hazır,bulaşığa su hazır,çamaşıra hazır,odayı nemlendirir falan..Sonra sobanın diğer tamamlayıcısı olan şey geldi aklıma,hani soba borusuna monte edilen çamaşır askıları vardı,hemencecik kururdu çamaşırlar,yalnız bazen is koktuğu da oluyordu çamaşırların…
Daha sonra sobanın sevmediğim yanı olan külleri boşaltma faslı geldi aklıma,ama buruk bişi hissetmedim,güzelmiş o günler…
Soba üzerinden felsefe yapmak istemiyorum ama şöyle bir durum vardı,evin her odasında soba yoktu,soba yanan yer cehennem gibi olur,diğer odalar,tuvalet,banyo çok soğuk olurdu..Yani bi tuvalete girdiğinde,vücut uzuvlarının muhtelif tarafları donardı ve koşa koşa soba yanan odaya giderdin,yani sıcağın değerini soğuktan dolayı biliyordun,zıttıyla seviyordun sıcağı..Üşüyen elleri sobanın üzerine getirerek ısıtmaktan haz alırdın..Şimdiyse kalorifer peteğinde geçen günler var..Yani ne biliyim,kalorifer peteğinin bir kültürü yok,oysa sobanın vardı gibi geliyor bana..
Ya soba başkaydı,ya da çocukluğumuzun sobayla geçmesinden dolayı bir sempati olmuş bizde : )
Saygılar efenim.
Etiketler: aile, anı, köy, soba
Ara 18
Sevgi,nefret,acıma,kıskançlık,merhamet,sevinç,üzüntü..Bu saydıklarım nedir en geniş haliyle?Temel insan duyguları..Ben insanım diyen herkeste bir kırıntıda olsa vardır bu duygulardan..Hatta George Bush’da bile merhamet duygusu olduğunu düşünüyorum,ne biliyim kuşu,köpeği falan vardır,yem veriyordur…
Şöyle bir durum var,normal olanı,bizim bu duyguları birebir yaşayarak gönüldeki bu duygu boşluklarını doldurmamız…Yani sevme ihtiyacı duyuyorsak,gider birini severiz,bir kızı,bir erkeği,ne biliyim,taşı,balığı,otu-boku,ama bir şeyi severiz işte.Ve dikkat edin sevme işini yapan birinci elden biz oluruz,normali budur..
Son zamanlarda,özelliklede ekranlarda Tv kanalı başına en az 15 dizi düşmesinden sonra,bir değişim oldu farkında mısınız?Bu değişim şudur;Tv Kanalları dedi ki, “güzel kardeşim,sen yorulma,sen sevme,biz senin yerine delicesine severiz,biz senin yerine birbirini deli gibi seven süper karakterler yaratırız,onlar sever birbirini,sen tatmin olursun,vallahi bak!” biz de bunu yedik,hem de çok pis yedik…
Bakın Tv kanallarının sömürdüğü,daha doğrusu bizden çalmaya çalıştıkları duyguları sadece sevgi olarak düşünmeyin..Merhamet duygusu!Bir furyadır aldı başını gidiyor,Sırlar Dünyası’yla başladı her kanala sıçradı..Bu programı izleyince “vayy bee dünyada neler varmış ya,kaldımı böyleleri” şaşkınlıkları içinde programı izliyip,içimizi bir huzur kaplıyor nedense?Ne saçma bir programdır bu,programda,iyiler çok iyi,kötüler çok kötü,bir ortası yok!İnsanı az biraz paranoyakta yapıyor,bu programın formatına göre adımına dikkat ediceksin,en ufak bir iyilik sana dakkasında geri dönücek,kötülük de aynı şekil,hayır ben bu inanışa karşı değilim yanlış anlama olmasın,ama program insanı etkiliyor be,dışarda gezinirken bir mendilci çocuk yaklaşıyor,abi alır mısın bir mendil diyor,lan ben de öğrenci adamım,bizde de para çok değil,ya da bozukluk olmuyor,almıycam diyorum ufaklığa,sonra aklıma program geliyor,”lan oğlum alsana mendili,salak mısın?al sen kesin dakkasında öğrenim kredisi hesabına para yatar,olur bişiler,al sen,al,al” haydaaaaa…
Demek istediğim bizim yaşamamız gereken duygular,bölüm bölüm dizilerde yaşanıyor ve bizleri bu dizilere o kadar kitlemişlerki,hem dizileri izlemekten kaynaklanan anlık tatminlerden,hem de zaman yetersizliğinden biz yaşayamaz olmuşuz bu temel duyguları!
Yakında şöyle bir durum olabilir,arkadaşınızın Nasılsın sorusuna,”Çok iyiyim az önce Atv’de aşık olup,Stv’de sevap işledim,Star’da kötü bir adam vardı moralimi bozdu,ha birde,kanal7 de bir yardımlaşma kurumunun programı vardı,acıdım vallahi insancıklara!”
Ben fazla mı abartıyorum,çok mu irdeliyorum?Ama bakın bizi hazıra öyle bir alıştırdılar ki,hazır duyguları,don değiştirir gibi alıp kullanıp atıyoruz,dikkat..!
Saygılar…
Etiketler: din, dizi, duygu, televizyon, youtube
|
|
Son Yorumlar