Biçimsiz İroni

İspitçilik 3 Tatava Var »

biçimsiz ironi

ironi : kısaca aslında olduğu gibi görünmeyen şey anlamına gelir.

Peki neden biçimsiz ironi başlığı atıldı konuya ?
İroni kelimesinin kısaca açıklamasını yaptık, biçimsiz tanımını ise konuyu daha iyi anlatmak için ekledik.

konumuz nedir ?

Konumuz güncel olan her şey, malum PKK yanlısı bir parti kapatılıyor ve ortalık karışıyor, bilmem kimler dinleniyormuş, ergenekon davaları v.s. v.s…. gündemimizde okadar çok konu var ki yazılması gereken fakat yazmakla bir yere varılmayacağı için bütün hepsini harman yapıp sunmaya karar verdik.

DTP ( sözde! demokratik toplum partisi ) , kürt kardeşlerimizin hakkını savunuyorlarmış mış mış , ben şimdi soruyorum hangimizin bir Kürt arkadaşı yok yada başka bir değişle ülker çikolatalı gofret sevemeyen var mı aranızda ? dolayısı ile yok !

Benim ve sizin bu ülke içinde bizimle birlikte yaşayan “halkımızla” ilgili bir problemimiz olduğunu sanmıyorum. Kürt’ü, Laz’ı, Çerkez’i, Ermeni’si ve diğer topluluklar kardeş kardeş yaşarken birileri ortaya çıkıp “biz ezilmiş halkımızın sözcüsüyüz, savunucusuyuz, temsilcisiyiz demeleri beni gerçekten şaşırtıyor. Birincisi bunlar o hakkı nereden buluyor, ikincisi sözde haklarını savundukları Kürt kardeşlerimiz bu ülkede rahatça yaşaya biliyorken ev, iş, araba, sahibi olabiliyorken, benimle eşit haklara sahipken bunlar nerelerinden çıkartıp da kendilerince böyle bir misyon yükleniyorlar ! ve haklarını savundukları yerde ortalığı iyice karıştırmaları da işin ayrı bir noktası, biçimsiz ironi diyorum çünkü sen hem demokratik, hem Kürt halkının hakkını savunan hemde PKK terör örgütüne karılık yapan bir misyon yüklenmiş sin, sadece bir zıt kutup olur ama sizde maşallah genel evdeki hayat kadınları gibi her bir şeyi alıyorsunuz.

Demokratik açılım masalı almış başını gidiyor, ben merak ediyorum bu açılım ne için ve kimlere ?

Sen dağa çıkacaksın, bu ülkenin askerini şehit edeceksin sonra tekrar şehre inip serbest dolaşacaksın…
Ajanslarda gözüme çarpmıştı, “dağa çıkanı da, çıkartanı da asacağız” sloganı, çok vahşice vede faşist bir slogan olabilir ancak doğru söylenmiş. Ben olsam, dağa çıkanı da çıkarttıranıda asarım ! gerekirse bu ülkede barış için  dünya düzenini tekrar kurdururum !!!

kısacası ben sevmedim bu açılım masalını uykumu getirmek yerine daha bir diken batırıyor.

Ergenekon davaları, görsel medyayı yakından takip etmiyorum, TV izleme gibi bir alışkanlığım olmadığı için güncel olayları yazılı basın ile takip etmekteyim, ama inanır mısınız bu davalar bana sanki devletin büyük bir bütçe ayırdığı bir dizi gibi geliyor, hep kurgular hep paranoyalar. Bu diziyi de sevmedim ben içinde romantizm adına hiç bir şey yok.

Bu kısa ama öz yazımda dip not olarak, bu ülke için kanını seve seve dökmüş bütün şehitlerimizi rahmet ile anıyorum, ruhları şad olsun.

kısa ama öz !

Etiketler:, , ,

Doktor Yazısının Sırrı Üzerine

İspitçilik 4 Tatava Var »

Evet, efendim! bizim tabiplerin ve eczacıların yazıları niçin bu kadar kötü, yani okunaksız? Tabii ki bunun içine herkesi dahil etmiyorum, bir kısmının yazısını bu işle haşır neşir olan zevat pek ala okuyabiliyor fekat onların okumasının vatandaşa faydası dokanmıyor ki!

Hadi diyelim ki bazıları sol eliyle yazıyor -solakların yazıları genelde kötüdür- abim de solak olduğu için iyi bilirim. Bir kısmını da yazma engelli diye tesmiye edebiliriz, geriye kalan kısmı ne olacak peki?.

Efendim TUS sınavı diye adlandırılan her babayiğidin geçemediği bir imtihan vardır netekim. Bu imtihana uzman olmak isteyen adaylar girmekte ve kendisini aylarca bir odaya hapseduben say u gayret edüp netice almaktadır. İşte bu imtihan da güzel yazı kısmı da olmalı ve bu kısmı geçemeyen adaylara uzman doktor unvanı verilmemelidir acizane kanaatim. Çünkü birazcık mürekkep yalamışlığım var, ben dahi doktorların reçete üzerine yazdıkları yazı ile eczanelerin ilaç kutusuna yazdıkları yazıyı eksik harfleri gözlerimle tamamlayarak okuyabiliyorum. Ya bir harfini yanlış tamamlasam hafazanallah. Ne cennetiydi orası?

Bizi geçelim, biraz okuması kıt olan kimselere ne demeli? Ben hatırlıyorum çocukken, babaannemin annesi rahmetlik bazen aldığı ilaçların üzerinde günde kaç defa atılmasına dair yazıyı sorardı. Yahu ilkokuldayım ve okuma yazmayı iyi bildiğimi ispatlamak için o yazıyı okuyana dek anam ağlıyordu bilader. Bir âdem bir başkasına yapar mı bu zulmü?

Diğer yandan hadi doktorlar biraz kötü yazdı, sonuçta eczaneye gidiyoruz, onlar doktorların yazılarına aşina ve ilaçların isimlerini az çok hatırlıyorlar. Bu ara bizim bir Feyzullah vardı lisede, kısaca Feyzo derdik ve notları iyi olmasa da eczane kalfalığını iyi yapardı, bir çok ilacın ismini eczacıdan iyi bilirdi. Bu gibi sebeplerle doktorların yazıları bir türlü okunamıyor deyü bir varsayımı elimizde tutalım. Tutalım ki az sonra başka yerde kullanacağız. Nitekim işte kullanıyorum; varsayımların aksi mümkündür. Bu durumda bazen reçete yanlış okunduğu için yanlış ilaçları kullanarak derdine çare arayan hastalar bilirim. Bir de doktorları taklit ederek, ilaç kutusunun üzerine yazacağı iki kelimeyi karmaşıkça yazıp dozaşımına sebep olan eczacılar bilirim. Yahu bilader, çok mu zor? “günde iki, akşam bir sabah bir” yazmak. “Tok karnına” ibaresini de unutmayalım bu ara. Ben unutsam da eczacıların unutmaması lazım, midemizin delinmemesi için.

Sinirlendim şimdi. Sağlık Bakanlığına da dokundurmak lazım. Bizde, diğer bir çok emtianın yanında ilaç gibi elzem şeyler de dışarıdan getirilir. Dolayısıyla kısmen o ülkelerin dillerine ilişkin kelimeler, kısmen Türkçe karşılığı hiç bulunamayan (ne hikmetse) bazı Latince tıp terimleri var. Sağlık Bakanlığı her hasta olanın Latince bilmesi gerektiğine kani ki, ilaçların kullanma talimatlarını ve uyarılarını bir türlü Türkçeye çevirmiyor. Endikasyonlar, ne ki gadasını aldığım!

İşte böyle bizim halimiz. Bir de hasta olanların, doktora gitmeden komşunun ilacını kullandığını, gözlüğünü işportacıdan aldığını, diş protezini kapıdan pazarlamacılara yaptırdığını bilirim de, başka bir yazıya kalsın efendim. kalın sağlıcakla…

Not: bazı kelimeler veya harfler eski dilde yazılmış olabilir, yanlış da olsa tıbbi bir zararı olmaz sanırım…

Fazladan Not: Bu yazı bana değil, eski üniversitemden “lokman hekim” rumuzlu bir hocama aittir.

Etiketler:, , , ,

Rahat Otobüs Yolculuğu Taktikleri

İspitçilik 6 Tatava Var »

Memleketim ve okuduğum üniversitenin coğrafi konumu sebebiyle tek yolculuğum 1625 km sürüyordu  ve takriben 24 saat kadar. Dolayısıyla otobüs kaptanları kadar olmasa da hatrı sayılır tecrübelerim mevcut.

Paylaşayım ki diğer bünyeler, benim bulamadığım huzuru bulsun.

  1. Müşteri her zaman haklıdır kavramını, otobüse bindiğin andan itibaren aklından çıkar. Otobüse bindiğin an, kaptan-muavin ekürileri haklıdır.Ağadırlar paşadırlar, öyle olmasalar bile öyle sanırlar.
  2. Bagaj meselesi daha otobüse binmeden insanı en çok gerek olaydır. Bagaj fişi vermemek için direnecek hırslı-azimli-atik-çevik bir muavinle karşılaşacaksın.Olsun, yılma. Al o fişi. “Abi bişi olmazz, garanti veriyorum” “Abi kim ne yapsın senin çamaşırlarını” “Abi fiş kalmadı” “Abi zaten arka kenara koydum senin bavulu, bişicik olmaz” türünden muavin savunmaları seni rahatlatmak için yapılan, hemşirelerin küçük çocuklara iğne yaparken ki “hiç acımıycak tamam mı” telkinlerinden farksızdır. Bu yüzden bagaj verirken ki tavrın, otobüs yolculuğundaki kaliteyi etkileyecek ilk adımdır. Bagaj fişini almaya çalışırken ki davranışların muavini ezici olmasın, ama kararlı olduğunu da göster.Unutma para verdin, geçici patron sensin.Ama gene unutmaki saatlerce sana hizmet edecek olan, ya da tavrına göre yolculuğu burnundan getirecek olan da muavindir.
  3. Muavinler 2 ana kategoriye ayrılır. 15-30 yaş arası ve 30 ve üstü muavinler.En tehlikelileri 15-30 yaş grubudur. Bu grup gençliğin verdiği hezeyanla alt beyinde şunu taşır hep “muavinim diye horlatmam kendimi” Kendilerinin horlandığını düşünürler. Gerçi bunu düşünmelerine sebep olacak yolcu sayısı da az değil. Lakin bir kere dahi otobüse bindiğimde “lan muavinle alay ediyim de neşemi bulayım” diye düşünmedim.Muavin emekçidir, ekmeğinin peşindedir. Ama muavinlerin bu düşüncesi yolculara karşı bi önyargı oluşturuyor sanırım. Kendi kendine “bana emir kipiyle bişi söyliyemez yolcu” triplerine giriyorlar.Özellikle 15-30 arası.
  4. Muavinle iyi geçinmenin, kendisine topkek, ekstradan çay-kahve-kolonya olarak geri döneceğine inanan çok yolcu mevcuttur. Bunlardan olma ey yolcu. Ekstradan kek için enseye şaplak-döte parmak olmanın manası yok.Sonuçta 9-10 saatlik bi yolculuk bu. Hayatının kankasını seçmiyorsun.
  5. Yolculuğun herhangi bir zamanında “abi seni öne-arkaya  alabilir miyiz” sorusunu duyman muhtemeldir. Bu sorunun açılımı şudur ; “Şimdi yerleri tam ayarlayamadık, bi bayan-erkek geldi, e yanyana iki karşı cins oturamaz, yerini ver” Burdaki tavrın önemli. Muavin sana bunu söylerken diğer yolcular dikkat kesilir hadiseye “acaba yerini vericek mi” diye. Ortama göre “aa ne kıl adam,anlayışsız, öküz, hayvan” olabilirsin. Yerini değiştirmek istemezsen, muavin sana kıl kapar, muavin ilk fırsatta kaptana giderek “Ahmet abi 19 numaradaki totoş kalkmadı yerinden” der.Yol boyunca macera arayan kaptan abim de “Pezevenge bak, insanlık yapsan ölürsün sanki” der.Ön tarafta kaptan-muavin ikilisi tarafından baya bi dedikodun yapılır.
  6. İkram faslındaki gerginlik beni yiyip bitirmiştir arkadaş. Muavin ön taraftan arkaya doğru, o tekelerki servis arabasıyla gelirken gerilirim. Orda zamanlama çok önemli.Sıranın sana gelmesine daha 3-4 koltuk varken, şu servis masasını indirip beklersen “ulan ucuz-aç adam gibi gözükürüm” imajı gerer beni.Diğer türlüsü de tam sıra sana geldiğinde ilgilenmiyormuş gibi yapıcaksın, pencere tarafındaysan kafayı cama yaslıyıp dışarıyı seyret, koridor tarafındaysan müzikçalarla ilgilen. “Efendim ne alırsınız sorusu” geldiğinde “hı? ne mi alırım, e kahve alıyım,az önce ıstakoz yedim,kahve boğazımı yumuşatsın”  havasında bir cevap, çevreye karşı “vay be, adam topkeke, çaya-kahveye mi kaldı” görüntüsü verir.Sırf karizma olsun diye yolculuk boyunca 3 ikramı da “almıycam bişe” cevabıyla geri çeviren biliyorum (kendimden de biliyorum, ufaktık-ergendik o zamanlar) Ancak tavsiyem şudur ki genç bünyelere ; daha bir kez bile, yolculuk boyunca ikramları geri çevirdim diye, ne molada ne yolculuk sonunda yanıma gelip de ; “Heyy, sen şu tüm ikramları geri çeviren 21 numaradaki cool çocuk değil misin” diye yaklaşan olmadı aga. Bu yüzden efendi efendi yiyin.
  7. Yanında oturan kişiyle girmek zorunda olduğun diyaloga dair defalarca yazıldı, espirileri yapıldı.Kısaca üstünden geçiyim. Yanında oturan kişiyle nezaket olsun diye ilk selamlaşırsın,buna  eyvallah. Ama ötesine geçmek zorunda değilsin. Nereli, kaç kardeş olduğunu, ne iş yaptığını, babanın ne iş yaptığını, ceddinin köklerini, nereye gittiğini, gittiğin yerde kimlere ne amaçla gittiğini kimseye anlatmak zorunda değilsin. Yanındaki kişiyle mecburiyet dolayısıyla yan yanasın.Bu senin tercihin değildi. Karşı tarafın sorularına kısa cevaplar ver. Sakın nezaket olsun diye aynı soruyu ona yöneltme. Çünkü sana sorulan sorunun aynısı kendisine sorulsun diye bekler çoğu kişi.
  8. Koltuk seçimi önemlidir. İlk kural, orta kapının önü alınmamalı.Sürekli kapı açılır-kapanır,gürültü vardır, muavin servisleri ordan yapar, hop diye biri alttaki şoför yatağından çıkar, biri çıkar biri girer, sürekli aksiyon vardır göz yorar. Son 7 senedir tercihim en arka sağdır. Bayanların en arka koltuk gruplarına oturma şansı %1′e yakındır. Bayanı oturtturmazlar orada.En arka sağı tavsiye ederim. Motor sesi bir süre sonra aynı seyirde seyrettiğinden ninni gibi geliyor.Koltuğu da istediğin gibi yatırabiliyorsun.Genelde de yanın boş olur, mis.
  9. Molalar, seyir konforu açısında pek önemlidir.İlk tavsiyem yolculuğa aç karınla başlamayın.Aksi takdirde molaya çok aç olarak başlıyacaksın.Bunun iki zararı var. İlki ; mola yerlerindeki her şey pahalıdır. Özellikle yemekler konusunda “kazıklayalım, kazıklamalıyız” düstur edinilmiştir. Bir pilav bir kuru fasulyeye 12 lira verirsin, gözlerin yaşarır, yutkunursun. İkinci zarar ise, bu yerlerdeki yemekler 24 saat verilir. Dolayısıyla sanma ki günde 6 kez pilav pişiriyor bu adamlar. Aynı yemek saatlerce sıcak tutulmak için ocak üstündedir. Lezzetsizdir, 3 kez içinden böcek çıkan yemeğe rastladım. İkinci çıkan garip bi böcekti,incelenmesi için üniversiteye gönderdim, benim adımı vererek literatüre geçirttim böceği. Mola yerinde 1 çay içmenin bedeli bile 2 TL’yi bulabilir. 1 TL çay için, 1 TL de çayın vücuttan atılması, tuvalet için verirsin. Tuvaleti 1 TL yapan zihniyeti alkışlıyorum,alkışladım. Bu konuda Bozüyük’teki “Ömür Dinlenme Tesislerini” tek geçerim. İnsani hizmetler ücretsiz, bebek emzirme yerine kadar düşünmüşler,tebrikler.
  10. Tüm Enerjisiyle Ağlayan Bebek Sendromu: Yolculuk kaliteni, belkide en çok etkileyen faktör budur. Bebektir, neden ağladığını bile bilmez, ama o el kadar şey, o kadar sesi neresinden çıkarıyor aga? Bu durumda yanında müzik çaların olsun. Müzik sesinde uyuyabilirsin ama, düzenli-düzensiz ağlayan, arada susan, birden yaygara koparan bir bebek sesiyle asla.

Bunlar en temel 10 tavsiye.Tecrübeyle sabittir ki riayet edersen yolculuk kaliten artacaktır.

Etiketler:, , , , , , , , , ,

Avukatlık mı Hakim-Savcılık mı?

İspitçilik 4 Tatava Var »

avukatcubbesi_x_641317836-240x180Hukuk fakültesinden mezun olduktan sonra,iki ana seçenek çıkıyor karşına aga..İki ana seçenek diyorum,çünkü seçenekler bol; Avukat,Hakim-Savcı,Emniyet,Mit,Akademik Kariyer,Bakanlıklar,Hazine Avukatlığı vs vs..

Ama iki büyük seçenek vardır hep,böyle yerleşmiş kafalara.. Çevrede şöyle soran bile oluyor; “Avukatlık mı okuyodun sen?” He teyze,avukatlık okuyorum,meslek okulu mu lan bu?

Mezuniyete yakın,tüm öğrenciler bunu konuşur,giriyo musun hakimlik sınavına,çalıştın mı?

Herkesin gönlünde vardır hakimlik-savcılık..Cezbedici birşey.Karar vermek,bir insanın geleceğine dair karar vermek,vay be güce bak..

Avukatlık mesleği,zor iş,bazı avukatlara göre tam bir “amelelik”

Kötü doktor adamı canında,kötü avukat,hem canından,hem malından edermiş.Sorumluluğu büyük..

Hakimlikle Avukatlık arasında kalanların büyük çoğunluğunun aklını çelen,para mevzusudur.

Seçenek şöyledir,hakim-savcı olursun,mesleğe 2250TL’den başlarsın ya da,avukat olursun,hangi parayla başlayacağın müphemdir,ama gelirin, senin çalışmana,çevrene bağlıdır.

Gene avukatlar arasında yaygın bir söz; “Avukatlık da ilk 5 sene çalışsan da kazanamazsın,sonraki 5 sene çalıştığın kadar kazanırsın,sonraki seneler çalışmasan da kazanırsın” : )

Avukatlık mesleğini yapacakları da ikiye ayırmak gerek.Vakıf Üniversitelerinden Mezun olanlar,devlet üniversitelerinden mezun olanlar,ya da tam anlamıyla genellemeden,maddi durumu iyi olanlar,maddi durumu,sadece bir durumdan ibaret olanlar..

Sadece avukatlık ruhsatnamesi için bile,ödenmesi gereken 1400 Tl küsür para olduğunu biliyor muydun?Ya da bir avukatlık bürosu için gereken sermaye?Büro mobilyaları,kira+elektrik+kırtasiye,üst-baş vs vs..

Maddi durumu iyi olan bir mezun için bunlar sorun olmaz,karşılıksız ana-baba bursundan bunlar karşılanır..Geliri olmayan yurdum mezunu da,önce bir avukatın yanında para biriktirmeye başlar,sonra açabilirse bir büro açar..

Açmakla da bitmez büro işi.Tüm malzemelerin var ama,müşteri=müvekkil yok..Burda gene maddi durum faktörü devreye girer.Zengin bir ailenin çevresinin daha geniş olduğu aşikardır ve yeni mezun zenginimizin hazır bir müşteri potansiyeli mevcuttur.Gariban mezun,gene didinir..

Tabi bu anlattıklarım avukalıka özel değil,çoğu meslek de böyle..

Bu sebeple,devlet üniversitelerinden mezunların,hakimlik-savcılık,hazine avukatlığı gibi,garanti,sermaye gerektirmeyen alanlara yönelmeleri doğal..

İyi karar vermek gerek..İdealler.

Şu da bir gerçek ki,avukatlığı seçenin,paragöz olduğu gibi bir saptama da yok.İdealinde bir insanın avukatlık olamaz mı?Yaptığı işi iyi yapıyorsa,ve semeresini alıyorsa,bu paragöz olduğunun karinesi olamaz,olmamalı.

Ya da her,hakim-savcı olanın da,garantici olduğu yorumu yapılmamalı.Maddi durumu çok iyi olup da bu mesleği seçenler de çok.

Karar vermesi gerçekten güç.

Karar aşamasındaki herkesin,kararından sonra dememelerini temenni ederim : )

Etiketler:, , , , , , , , , ,