Ceza Hukuku Cezanın Amacı Nedir?

Hukuk Hiç Tatava Yok »

Önce ceza kavramını açıklamaya çalışayım ; ceza arapça bir kelimedir (hiç şaşırmadım) “iyi veya kötü olabilen bir karşılık”  manasına gelir. Ancak Türkçede ise sadece kötülüklere verilen bir karşılık olarak kullanılmakta.

Ceza Hukuku doktrininde çeşitli yazarların ceza tanımları mevcut ;

Dönmezer-Erman şöyle tanımlamış : “Topluma büyük ölçüde zarar veren fiiller karşılığı devletin son çare olarak kanun ile yarattığı ve izlediği diğer yapıcı amaçlar yanında , özellikle suç işleyeni bazı yoksunluklara tabi kılmak ve toplumun işlenen fiili onamama tutumunu belirlemek üzere ilke olarak bir yargı kararı ve suçlunun sorumluluk derecesi ile orantılı biçimde uygulanan korkutucu, caydırıcı bir müeyyide.”

Erem-Danışman-Artuk ise ; “suç işleyen kimsenin ıslahını sağlamak için devletin kanunla belirlediği ve hükümle tatbik ettiği tedbirler,cezadır.” şeklinde tanımlamışlar.

Bouzat-Pinatel’e göre ceza ; “failin şahsına, malına ve şerefine etkili zorlayıcı bir önlemdir”

Donnedieu De Vabres’a göre ceza ; “suç failine uygulanan yaptırımdır.Cezanın doğrudan sonucu, bir ızdırap meydana getirmesidir. Ceza fikrinden ayrılamayan ızdırap kavramı, onu diğer zorlayıcı yöntemlerden ayırır”.

Peki Cezanın Amacı Nedir? Ne olmalıdır?

Cezanın amacı konusunda doktrinde çeşitli görüşler var, bi göz atalım.

1) Mutlak Ceza Teorileri (Kefaret ve Adalet Teorileri)

Mutlak ceza teorisine göre, suç işlemiş kişiye ceza verilmesinden bir fayda ve netice beklenmemelidir. Yani cezanın, cezalandırmak dışında başka bir amaca hizmet etmesi gerekmez. Zaten amaç ceza vermektir. Biri suç işlemiştir ve ceza verilmelidir. Çünkü adalet kötülük yapanın karşılığını almasını emreder.

Teorinin savunucularından Kant’ın güzel bir örneği var bu konuyla ilgili ;

…bir adada yaşayan halkın tümü, birbirlerinden ayrılıp yaşadıkları toplumu ortadan kaldırmaya karar vermiş olsalar bile, cezaevindeki son ölüm mahkumunun cezasını infaz etmek zorundadırlar”

Yani ortada suç vardır, öyleyse toplum artık kurdukları topluluğu terk etseler dahi, adalet gereği ceza infaz edilmelidir.

Aslında bu teori felsefesini İncil’in “göze göz, dişe diş” ifadesinden almakta.

Özetlersem bu teoriye göre cezanın amacı, toplumun maruz kaldığı hoşnutsuzluğu, kötülüğü, yanlışları müeyyide altına almaktır, cezanın amacında “caydırıcılık veya ıslah” yoktur.

Bu teori eleştirilmiş ve denmiş ki ; ceza hukukunun amacı sadece adaleti gerçekleştirmek değil, tersine insanların barış içinde beraber yaşamaları için hukuki değerleri korumaktır. Toplumun korunması fikri olmaksızın mutlak adalet düşüncesiyle cezanın uygulanması aşırıya kaçmaktır.

Ayrıca, her suçun cezası, farklı zamanlarda farklı şekillerde olabiliyordu. Örneğin, hırsızlık suçu eski yüzyıllarda ölümle cezalandırılırken, şimdiki zamanımızda hiç bir yerde ölüm cezası uygulanmıyor. Dolayısıyla, her dönem kendi içerisinde bir adalet kıstası yaratacağından, mutlak adalet diyebileceğimiz bir kavram yoktur. Sonuç olarak  gerçekten adalet için mi cezalandırıyoruz sorusu yanıtsız kalır.

2- Nisbi Ceza Teorileri

Bu teoriye göre, cezanın amacı geleceğe yöneliktir. Ceza, faili gelecekteki suçlardan korumayı hedefler.

Caydırıcılık ön plandadır.

2 çeşit caydırıcılık vardır. Genel önleme ve özel önleme. Genel önlemede, insanlar, suç işleyenlerin cezalandırılmalarını gözler ve suçun bedelinin yani cezanın, suçun faydalarından daha fazla olduğunu anlar. Bu anlamda ceza insanları korkutur ve hukuka güveni temin eder.

Bu genel önlemenin toplumda etkili olabilmesi için, toplumda şöyle bir algı hakim kılınmalıdır ; “ben bir suç işlersem, cezası mutlaka infaz edilecektir, ve gene ben bir suç işlersem, çekeceğim ceza,işlediğim suçun toplumda yarattığı maddi ve manevi zararı tam anlamıyla karşılayacaktır”

Eski zamanlarda sıkça uygulanan, şu an bir kaç ülkede rastlanan en etkin caydırıcı cezalandırma, halka açık idamlardı.

Özel önleme ise, mahkum olmuş suçluların düşünce, davranışlarını yönlendirir.Fail gelecekteki suçlardan alıkonulmalı, bu durumda da, suçtaki kusuru oranında değil, rehabilite olabileceği kadar cezalandırılmalıdır.

Özel önleme üç şekilde gerçekleştirilir ; ilk olarak suçluyu cezanın şiddetiyle korkutarak, bir daha suç işlemesini engellemek, ikincisi suçluyu toplumdan tecrit ederek, toplumu korumak, üçüncüsü de, suçluyu belirli bir rehabilitasyona tabi tutarak ıslah etmektir.

Bu teoriye  eleştirim şu şekilde ; rehabilitasyon kişiden kişiye farklılık gösterecektir. Örneğin, adam öldürme suçundan mahkum olmuş birinin, anlık bir sinirle bunu yaptığını farz edelim. Etrafınızda çok güvendiğiniz, çok mülayim-sakin birini düşünün. Bu kişi anlık bir sinirle birini öldürüyor.İşlediği suçun farkında, pişman. Bu kişinin rehabilite edilmesi, 5 kez hırsızlık yapmış bir kişinin rehabilitesinden kısa sürebilir. Bu durum da adalet duygusunu yaralar. Sonuç olarak, büyük resme bakıldığında, adam öldüren kişi 5 senede özgürlüğüne kavuşabilirken, hırsızın 10 senede özgürlüğe kavuşması, bu teoriye göre mümkündür.

Ayrıca rehabilite eden kişilerin ve sistemin de bunda büyük etkisi olacaktır. Örneğin x hapishanesinde rehabilitiden sorumlu kişiler işlerini y hapishanesindeki kişilere göre daha özverili yapıyorsa, y hapishanesindeki mahkumların özgürlüğe kavuşmaları haksız yere daha  uzun sürecektir.

Ayrıca salt rehabilite gözüyle olaya bakmak, toplumun vicdanını rahatlatmayabilir. Bir kişinin kısa sürede rehabilite olup, tekrar topluma dönmesi, mağdur-mağdur yakınları ve toplum tarafından nefrete sebep olabilir.

3-Uzlaştırıcı Teoriler

Yukarıdaki Mutlak ve Nisbi Ceza Teorileri tek başlarına uygulandıklarında adalet bakımından iyi sonuçlara varılamamakta.

Uzlaştırıcı teoride ceza, kefaret teşkil etmesinin yanı sıra, genel ve özel önlemeyi de gerçekleştirir. Ceza hem geçmişe, hem geleceğe yöneliktir.

Uzlaştırıcı Teoriye Göre;

  • Ceza geçmişe ve geleceğe yönelik olmalı
  • Ceza genel önlemeyi gerçekleştirmeli
  • Ceza rehabilite edici olmalı
  • Cezanın kefaret (ödetici) niteliği bulunmalı
  • Cezaya, suçun karşılığı olarak, failin kusuru oranında hükmedilmelidir.

Görüşlerim:

Cezanın rehabilite edici özelliği bulunmalı fikrini savunmakla beraber, şunu vurgulamak istiyorum ; “Ya ıslah edilmesi olanaksızsa? Ya toplumun geneli o kişinin ıslah edilip tekrar topluma kazandırılmasını istemiyorsa?”

Ölüm cezasına karşı yapılan en büyük eleştiri, ölüm sebebiyle failin ıslahının imkansız hale gelmesidir.

Aynı mantıkla hareket ettiğimizde, müebbet hapsin, idam cezasından, ıslah anlamında ne gibi bir farkı kalmakta?

Ağırlaştırılmış Müebbet hapse mahkum olmuş biri de, ne kadar ıslah edilirse edilsin, topluma geri dönemeyecektir. Dolayısıyla ıslah bakımından idamla,müebbet hapis arasında bir fark kalmamakta.

Cezada kefaret, ödettiricilik olmalıysa, düşünün ki yaşları 1′le 10 arasında değişen çocukları öldüren bir fail var. Onlarca çocuk öldürmüş. Toplumda herkesin mutabık olduğu bir konu da, çocukların masum olduğudur. Peki bu çocukların yaşam hakkını elinden alan, ailelerini yakınlarını perişan eden bir adamın ıslah olması kimin umurunda olur?

Kendi adıma düşündüğümde, benim annemi ya da babamı öldüren bir kişinin ıslah olması zerre umrumda olmaz. Anneme yaşam hakkı tanımamış, belkide canavarca katletmiş birinin ıslah adına, ömrü boyunca hapiste tutulmasını istemem, ÖLMESİNİ İSTERİM.

Son olarak sizin görüşlerinizi alıyım..

Etiketler:, , , , , , ,

Yasal Mirasçılık ve Miras Payları

Hukuk 2 Tatava Var »

Miras hukukuyla alakalı en son temel kavramlarla ilgili özet bir yazı yazmıştım.Şimdi miras hukukunda yasal mirasçılığı ve miras paylarını anlatmaya çalışıcam.

Payları anlatırken çizimlerden yararlanıcam, bu çizimleri paint’te kendim yapacağımdan görsel bi şölen beklemeyin : ) basitçe çizimler olacak.

Türk Miras hukukunda İsviçre’de olduğu gibi zümre sistemi benimsenmiş.Yazıdan çok resimlerle anlatması daha kolay olduğundan önce kanun metnini yazıp ardından resmedilmiş halini vericem.

Resimleri yorumlarken bilmeniz gerekenler ; (M) mirasbırakanı temsil eder ve yuvarlak üzerine çarpıyla gösterilir. (E) eşi temsil eder. Eğer bir yuvarlağın üzerinde tek çizgi var ise, bunun manası; üzerinde tek çizgi olan kişinin mirasbırakandan önce öldüğü, yani mirasçı olamayacağıdır.

Birinci Zümre Mirasçılığı

MADDE 495.- Mirasbırakanın birinci derece mirasçıları, onun altsoyudur.
Çocuklar eşit olarak mirasçıdırlar.
Mirasbırakandan önce ölmüş olan çocukların yerini, her derecede halefiyet yoluyla kendi altsoyları alır.

Şekilde (M) mirasbırakan  öldüğünde altsoyu olarak A-B-C-D hayattalar.Ancak C ve D,  mirasbırakan (M)’ ye , A ve B’ye göre daha uzak sıradaki kan hısımları olduğundan mirasçı olamazlar.Yukarıdaki örnekte M’nin yasal mirasçıları 1. zümre mirasçı olan,yani altsoy (örnekte çocukları) olan A ve B’dir. A ve B eşit miras payı alırlar.

İkinci Zümre Mirasçılığı

MADDE 496.- Altsoyu bulunmayan mirasbırakanın mirasçıları, ana ve babasıdır. Bunlar eşit olarak mirasçıdırlar.
Mirasbırakandan önce ölmüş olan ana ve babanın yerlerini, her derecede halefiyet yoluyla kendi altsoyları alır.
Bir tarafta hiç mirasçı bulunmadığı takdirde, bütün miras diğer taraftaki mirasçılara kalır.

2. zümre mirasçılıkta, mirasbırakanın altsoyu bulunmamalıdır.

Resimde (M) öldüğünde çocukları A ve B ve anne babası D ve C hayatta.Bu durumda D ve C, M’nin altsoyu bulunduğu için mirasçı olamazlar.

İkinci zümre mirasçılar şu kişiler olabilir ; mirasbırakanın ana-babası, kardeşleri, yeğenleri ve onlardan olanları.

Yukarıdaki resimde M’nin eşi E, M’den önce ölmüş ve M’nin çocukları C ve D’de M’den evvel ölmüş. Bu durumda M’nin eşi de çocukları da mirasçı olamazlar. Bu sebeple 2. zümre mirasçılara baktığımızda M’nin anne ve babası hayattalar.Dolayısıyla 2. zümre mirasçılık var.A ve B eşit oranda mirastan pay alırlar.

Biraz daha karışık bir örnek gösteriyim ;

Örnekte mirasbırakan M öldüğünde bekar ve çocuğu da yok.Ölümünde hayatta olanlar ise, Annesi A, kardeşleri B-C-D ve kendisinden evvel ölen kardeşi E’nin çocukları F ve G. Bu durumda paylaştırma şu şekilde olacak;

M’nin altsoyu bulunmadığından ve Annesi A hayatta olduğundan 2. zümre mirasçılık söz konusu. A kanun gereği mirastan 1/2 payını alacak. Kalan 1/2 lik pay ise kardeşler arasında paylaştırılacak. Bu durumda B + C + D + E (E öldüğü için mirasçılar F ve G olur) = 1/2 hepsi eşit pay alacağına göre ;

B= 1/8     C= 1/8    D= 1/8   F+G=  1/8   F ile kardeş 1/8 eşit olarak 1/16′şar paylaşacaklardır.

B= 1/8 = 2/16      C= 1/8= 2/16    D= 1/8=2/16   F= 1/16   G=1/16

Yani M’nin terekesini 16 pay yaparsak, anne A mirasın yarısını alacağından 8 pay A’ya gider. Diğer kişilerde oranları doğrultusunda ; B-C-D 2′şer pay, F ve G’de 1′er pay alır ve miras tamamen bölüşülmüş olur.

Üçüncü Zümre Mirasçılığı

MADDE 497.- Altsoyu, ana ve babası ve onların altsoyu bulunmayan mirasbırakanın mirasçıları, büyük ana ve büyük babalarıdır. Bunlar, eşit olarak mirasçıdırlar.Mirasbırakandan önce ölmüş olan büyük ana ve büyük babaların yerlerini, her derecede halefiyet yoluyla kendi altsoyları alır.
Ana veya baba tarafından olan büyük ana ve büyük babalardan biri altsoyu bulunmaksızın mirasbırakandan önce ölmüşse, ona düşen pay aynı taraftaki mirasçılara kalır.Ana veya baba tarafından olan büyük ana ve büyük babaların ikisi de altsoyları bulunmaksızın mirasbırakandan önce ölmüşlerse, bütün miras diğer taraftaki mirasçılara kalır.Sağ kalan eş varsa, büyük ana ve büyük babalardan birinin mirasbırakandan önce ölmüş olması hâlinde, payı kendi çocuğuna; çocuğu yoksa o taraftaki büyük ana ve büyük babaya; bir taraftaki büyük ana ve büyük babanın her ikisinin de ölmüş olmaları hâlinde onların payları diğer tarafa geçer.

Çizim üzerinden anlatmaya çalışıyım ;

Çizime göre , M öldüğünde, hayatta olan kişiler anasının babası A, teyzesi B, babasının anası C, amcası D, halaları E ve F’dir. (Bayanlar kare, erkekler yuvarlakla gösterildi)

Bu durumda M’nin terekesi 12 pay olur ,  A ve B ve C 3′er pay D-E-F’de 1′er pay sahibi olurlar. (Matematiksel işlemleri sana bırakıyorum)

Dikkat ettiysen buraya kadar Eşi hiç hesaba katmadım.Bundan sonraki yazıda Eşin her zümreyle mirasçılığını  çizimli şekilde  anlatırım.


Etiketler:, , , ,

İtirazın Geçici Kaldırılması

Hukuk 1 Tatava Var »

En son İtirazın Kesin Kaldırılmasını anlatmıştım.Sıra İtirazın Geçici Kaldırılmasında.

İtirazın kesin kaldırılması yoluna başvurabilmek için, borçlunun borca itirazı şartken, itirazın geçici kaldırılmasında, borçlu imzaya itiraz etmiş olmalı.Yani itirazın geçici kaldırılması yoluna başvurabilmek için 2 şart gerekli ;

  1. Alacağın adi bir senede dayanması (Adi senet tanımını önceki yazılardan bulabilirsin)
  2. Borçlunun da bu adi senet altındaki imzaya itiraz etmesi.

Alacaklı, borçlunun imzaya itirazının kendisine tebliğinden altı ay içinde, icra mahkemesine başvurarak itirazın geçici kaldırılmasını isteyebilir.

Alacaklı, adi senet altındaki imzanın borçluya ait olup olmadığının tespiti için, icra dairesine başvurarak, borçlunun daha önce herhangi bir resmi dairede imzaladığı bir belgenin getirilmesini isteyebilir.

İtirazın geçici kaldırılması icra mahkemesi tarafından basit yargılama usulüne göre ve duruşmalı olarak inceler. Borçlu kişi duruşmada mutlaka bulunmak zorunda. Aksi halde, icra mahkemesi sadece borçlunun duruşmaya katılmaması üzerine , başka herhangi bir inceleme yapmadan itirazın geçici kaldırılmasına karar verir ve borçluyu takip konusu alacağın yüzde onu oranında para cezasına mahkum eder. Yüzde 40 icra inkar tazminatı istenecekse, alacaklı bunu da belirtmelidir.Ancak borçlunun herhangi mazareti olabilir, hastalık hali vb gibi, bu durumda mazaret duruşmadan evvel, belgeleriyle beraber mahkemeye bildirilmeli.Eğer mazeret mahkemece kabul edilirse yeni bir duruşma günü belirlenir.

İmzanın borçluya ait olmadığı ise şu şekilde inceleniyor.

Önce tarafların açıklamaları dinlenir.Bundan sonra, borçluya ait olduğu kesin olarak bilinen bir imza bulunabilmişse (örneğin borçlunun daha evvel şirket kurmak için resmi daireye verdiği imza sirküleri gibi) önceki imzayla, borçlunun adi senet altında reddettiği imza karşılaştırılır. Eğer borçluya ait olduğu kesin olarak bilinen bir imza bulunamamışsa borçluya yazı yazdırılır,imzalatılır, inkar edilen imzayla karşılaştırması yapılır.Ancak genelde mahkeme bilirkişiye başvurma yolunu izlemekte.

İncelemeler neticesinde icra mahkemesi iki türlü karar verebilir;

  1. İnceleme sonunda , adi senet altındaki imzanın gerçekten borçluya ait olmadığı kanısına varılırsa, itirazın geçici kaldırılması talebi reddedilir. Bundan sonra artık icra takip işlemlerine devam edilemez. Borçlunun evvelinden istemiş olması durumunda, alacaklı kişi icra takibi konusu olan alacağın yüzde kırkından az olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilir.İcra mahkemesinin bu kararı temyize açıktır.Maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmeyen bir karardır, yani alacaklı isterse genel mahkemelerde alacaklı olduğuna ilişkin bir dava açabilir.
  2. İcra mahkemesinin incelemesi sonucu, adi senet altındaki imzanın gerçekten borçluya ait olduğu kanısına varılırsa ya da borçlu duruşmaya katılmazsa, itirazın geçici kaldırılmasına karar verilir. Bu durumda borçlu hem takip konusu alacağın yüzde onu oranında para cezasına hem alacaklının istemiş olması halinde takip konusu alacağın yüzde kırkından az olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilir. Bu karar da maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmez, yani borçlu genel mahkemede  borçlu olmadığına dair bir dava açabilir. Bu davanın adı da “borçtan kurtulma davası” dır.

İcra mahkemesinin itirazın geçici kaldırılmasına karar vermesinin takip hukuku açısından önemli sonuçları var ;

  • İcra mahkemesinin itirazın geçici kaldırılmasının kabulu üzerine verdiği kararla, alacaklı borçlunun malları üzerinde kesin haciz isteyemez, ancak geçici haciz isteyebilir. Geçici hacizle-kesin haciz arasındaki fark ; geçici hacizde malların satılması istenemez.
  • Borçlu kişi, itirazın geçici kaldırılması kararının kendisine tefhim ya da tebliğinden itibaren yedi gün içinde, borçtan kurtulma davası açabilir.Bu yedi günlük süre içinde borçlu bu davayı açmazsa  itirazın geçici kaldırılması kararı ve varsa geçici haciz artık kesinleşir.
  • Borçlu kişi, itirazın geçici kaldırılması kararının kendisine tefhim ya da tebliğinden itibaren  üç gün içinde mal beyanında bulunmak zorundadır.

Bundan sonraki yazılarda Borçtan Kurtulma Davası’nı Menfi Tespit ve İstirdat Davalarını anlatmaya çabalarım.

Etiketler:, , , ,

İtirazın Kaldırılması Yolu

Hukuk Hiç Tatava Yok »

İcra Hukukuyla alakalı en son İtirazın İptali konusuna değinmiştim.

İcra takibine devam etmek isteyen alacaklının, borçlunun ödeme emrine itirazını hükümden düşürebilmesi için başvurabileceği diğer yol İtirazın Kaldırılması Yoludur.

Genel hatlarıyla İtirazın Kaldırılması Yoluna bakarsak ; itirazın iptali davasına nazaran daha çabuk ve pratik sonuçlanan bir yol.

İtirazın Kaldırılması Yolu bir dava değildir.Borçlunun, gerçekten borçlu olup olmadığının ilamsız icra işlemleri içerisinde tespitini sağlayan hukuki bir yoldur. İcra mahkemesinin itirazın kaldırılması yolundaki inceleme yetkisi sınırlıdır, sadece belge üzerinden incelemelerini yürütür. İtirazın iptali davasındaki olduğu gibi “tanık, keşif, yemin” gibi delillere başvurulamaz.

İşte bu sebeple icra mahkemelerinin itirazın kaldırılması hakkındaki kararları maddi anlamda kesin hüküm olamaz, oysa itirazın iptali kararları kesin hüküm teşkil eder.

Alacaklı, yani ilamsız icra takibini başlatan kişi, borçlunun ödeme emrine itirazının kendisine tebliğinden altı ay içerisinde itirazın kaldırılmasını icra mahkemesinden istemeli. Bu süre hak düşürücü bir süredir.

Borçlunun ödeme emrine itirazı ile icra takibi durmuştu.Alacaklının icra mahkemesinden itirazın kaldırılması talebi üzerine icra mahkemesinin kabul ya da ret kararına değin icra takibi durmaya devam eder.

İcra İflas Kanunu İtirazın Kaldırılması Yolunu, ödeme emrine itiraz sebebine göre iki şekilde düzenlemiş ;

  1. Borca itiraz edilmesi durumunda, itirazın kesin kaldırılması (İİK m.68)
  2. İmzaya itiraz edilmesi durumunda, itirazın geçici kaldırılması (İİK m.68a-69)

İTİRAZIN KESİN KALDIRILMASI

Borçlu, borca itiraz etmişse, alacaklı itirazın kesin kaldırılması yoluna başvurabilir.Alacaklının itirazın kesin kaldırılması yoluna başvurabilmesi için alacağın İİK m.68-68b’de yazılı belgelerden birine dayanması gerekir.

İtirazın Kesin Kaldırılması İçin Gösterilmesi Gereken Belgeler

  • İmzası Borçlu Tarafından İkrar Edilmiş Adi Senet: Adi senet, resmi bir makamın katılımı olmaksızın, taraflar arasında düzenlenmiş ve belirli bir miktar borcun alacaklıya şarta bağlı olmadan ödeneceğini içeren senettir.Eğer bu adi senet altındaki imza borçlu tarafından kabul edilmişse, alacaklı itirazın kesin kaldırılmasını talep edebilir.
  • İmzası Noterlikçe Onaylanmış Senet: Alacaklı kişi, kayıtsız-şartsız belirli bir miktar para borcu kabulunü içeren ve imzası noterlikçe onaylı senede dayanarak da itirazın kesin kaldırılmasını isteyebilir.
  • Resmi Dairelerin veya Yetkili Makamların Yetkileri Dahilinde ve Usulüne Göre Verdikleri Belgeler: Örneğin borç ödemeden aciz vesikası, rehin açığı belgesi gibi.
  • Kredi Kurumları ile İlgili Belgeler

Alacaklı kişi bu yukarıda yazdığım belgelerden herhangi birine dayanarak alacağını ispat etmeli.Eğer ispat edemezse , icra mahkemesi itirazın kesin kaldırılması talebini reddeder.Alacaklı eğer ispat ederse, bu kez borçlu ödeme emrine itirazını ispat etmelidir.Tabi ki yukarıda yazdığım belgelerden birine dayanarak.

Sonuç olarak icra mahkemesi ya itirazın kaldırılması talebini reddeder ya da itirazın kesin kaldırılmasına karar verir.

Ret durumunda artık alacaklı icra takibine devam edemez.Bu kararın kesinleşmesi ile de artık takip tamamen sona erer.İtirazın kaldırılması talebinin esastan reddi durumunda, eğer borçlu talepte bulunmuşsa, alacaklı takip konusu alacağın yüzde kırkından az olmamak koşuluyla icra inkar tazminatına mahkum edilir.

Alacaklının talebi kabul edilirse, itirazın kesin olarak kaldırılmasına karar verilir.Alacaklının yaptığı ilamsız icra takibi artık kesinleşir.Yani bir sonraki safha olan haciz safhasına geçilebilir.Bu sefer de, itirazın kesin kaldırılmasına esastan karar verilmişse, alacaklının talebi doğrultusunda takip konusu alacağın yüzde kırkından az olmamak koşuluyla, borçlu icra inkar tazminatına mahkum edilir.Borçlu itirazın kaldırılması kararının kendisine tebliğ ya da tefhimden (yüze karşı kararın okunması) itibaren 3 gün içinde mal beyanında bulunmak zorundadır.

İtirazın kesin kaldırılması talebinin kabulü ya da reddi kararları temyiz edilebilir.Ancak bu kadarlar maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmediğinden, alacaklı ya da borçlu genel mahkemelerde dava açabilir.

Not: İtirazın Geçici Kaldırılmasını, Borçtan Kurtulma Davasını ve Menfi Tespit Davalarını sonraki yazılarda aktarmaya çalışıcam.Umarım işinize yarar bunlar.

Etiketler:, , ,